Rusya-Ukrayna Savaşında Çin’in Tutumu

ABD Başkanı Joe Biden’ın talebi üzerine, 18 Mart 2022 tarihinde, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüntülü olarak gerçekleştirilen liderler görüşmesi (Desheng, 2022), Rusya-Ukrayna Savaşında Çin’in tutumunu ortaya koyan önemli ipuçları içermektedir. Bunların anlaşılmasına yönelik olarak, bu çalışmada, öncelikle, görüşmede konu ile ilgili öne çıkan görüşlere değinilecek, devamında, Çin’in tutumu belirginleştirilmeye çalışılacaktır.

Görüşmede Biden, ABD-Çin diyaloğunun kritik bir zamanda gerçekleştiğine işaret ederek, bu ilişkinin 21. yüzyılda dünyayı şekillendireceğini ifade etti. Çin dış politikasında öne çıkan hassasiyetleri dikkate alan Biden; ABD’nin, Çin ile yeni bir Soğuk Savaş aramadığını belirterek, Çin’in sistemini değiştirmeyi amaçlamadıklarını, bölgedeki ABD ittifaklarının canlandırılmasının Çin’i hedef almadığını açıkladı. ABD’nin “Tayvan’ın bağımsızlığını” desteklemediğini ifade eden Biden, Çin ile bir çatışma arama niyetinde olmadıklarını da vurguladı. Biden, ilave olarak, ABD’nin Çin ile daha yakın işbirliğine, tek Çin politikasına bağlı kalmaya ve iki ülke arasındaki rekabeti ve anlaşmazlıkları etkin bir şekilde yönetmeye hazır olduğunu ifade eti.

Uluslararası ortamda önemli gelişmeler yaşandığına dikkat çeken Xi ise, Biden’ın açıklamalarını çok ciddiye aldığını belirtti. Çin Devlet Başkanı, Çin ve ABD’nin yalnızca ilişkilerini doğru yolda ilerletmekle kalmaması gerektiğini, aynı zamanda uluslararası sorumluluklar üstlenerek, dünya barışı ve huzuru için çalışmalarının öneminin altını çizdi. Xi, Tayvan sorununun yanlış ele alınmasının ikili ilişkiler üzerinde yıkıcı etkisi olacağını ifade ederek, Çin’in; ABD’nin, bu konuya gereken önemi vermesini umduğunu, vurguladı. Çin ile ABD arasında farklılıklar olduğunu ve olmaya devam edeceğini belirten Xi, “Önemli olan bu farklılıkları kontrol altında tutmaktır. Sürekli büyüyen bir ilişki her iki tarafın da çıkarınadır.” açıklamasında bulundu.

Başkan Biden’ın Ukrayna’daki durumun daha da kötüleşmesini önlemek için Çin ile görüşmeye hazır olduğunu ifade etmesi üzerine, Xi, Çin’in barışı savunduğunu ve savaşa karşı çıktığını belirterek bu tutumunun, Çin’in tarihinden ve kültüründen kaynaklandığını belirtti. Çin’in, uluslararası hukuku ve uluslararası ilişkileri yöneten, evrensel olarak kabul edilmiş normları savunduğunu belirten Xi; BM Şartı’na bağlı kaldıklarını, ortak, kapsamlı, işbirliğine dayalı ve sürdürülebilir bir güvenlik vizyonunu desteklediklerini vurguladı.

Tüm tarafların, sonuç üretecek ve barışa yol açacak müzakereler için, Rusya ve Ukrayna’yı ortaklaşa desteklemesi gerektiğinin altını çizen Xi, hem Rusya’nın hem de Ukrayna’nın güvenlik endişelerini dikkate alarak, ABD ve NATO’nun Ukrayna krizinin kritik noktalarını ele almak için Rusya ile diyalog kurması gerektiğini vurguladı. 

“Büyük ülkelerin liderleri olarak, küresel sorunları düzgün bir şekilde nasıl ele alacağımızı düşünmemiz, küresel istikrarı ve milyarlarca insanın iş ve yaşamını aklımızda tutmamız gerekiyor.” diyen Xi, savaşın dünya ekonomisine yapabileceği olumsuz etkiye dikkat çekti.  Kapsamlı ve ayrım gözetmeyen yaptırımların, yalnızca insanlara acı çektireceğini belirten Xi, bu gerginliğin daha da tırmanması halinde, küresel ekonomide ticaret, finans, enerji, gıda, sanayi ve tedarik zincirlerinde ciddi krizlerle karşılaşılabileceğinin üzerinde durdu. 

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” ve “Çanı kaplana bağlayan, onu çıkarmalıdır.” olarak Türkçeye çevrilebilecek iki Çin atasözüne atıfta bulunan Xi, ilgili tarafların siyasi irade göstermeleri gerektiğini ve hem acil, hem de uzun vadeli ihtiyaçlar açısından uygun bir çözüm bulunmasının zorunlu olduğunu belirtti. Xi, kalıcı bir çözümün büyük ülkelerin birbirine saygı duyması, Soğuk Savaş zihniyetini reddetmesi, blok çatışmasından kaçınması, bölge ve dünya için dengeli, etkili ve sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi inşa etmesi ile mümkün olacağını, söyledi. Xi, “Çin barış için elinden gelenin en iyisini yapıyor ve yapıcı bir rol oynamaya da devam edecek.” dedi.

Xi’nin açıklamaları;  Xi tarafından daha önceden belirlenen “Başarı için çabala!” ilkesi bağlamında daha fazla risk ve sorumluluk almaya hazır bir güç olarak modernleşmeyi gerçekleştirmek, barışçıl bir dış çevre yaratmak ve kendi ekonomisini geliştirmek olarak özetlenebilecek Çin dış politikasının temel hedefleri (Pekcan, 2019, s.51) ile uyumlu görünmektedir.  

Rusya-Ukrayna Savaşının 22. gününde gerçekleşen bu görüşme, sorunun çözümünde ABD’nin Çin’i büyük güç olarak muhatap aldığını göstermekte ve Çin ile geliştirilecek işbirliğinin 21. Yüzyılın şekillenmesine etki edecek önemde görüldüğünü, ortaya koymaktadır. Çin Devlet Başkanının yaptığı açıklamalar ve tarafların geçmişteki yaklaşımları dikkate alındığında, devam eden savaşta, Çin’in izlediği tutumu, aşağıdaki biçimde daha açık hale getirmek mümkün olabilir:

-Çin, savaşa karşıdır; BM şartına ve uluslararası hukuka bağlıdır; sorun, görüşmeler yoluyla çözülmelidir. 
-Tayvan, Çin’in bir parçasıdır. ABD’nin, Tayvan’ın bağımsızlığını desteklemesini Çin kabul edemez. Çin ile yapılacak işbirliği, bu şarta bağlıdır. ABD’nin Rusya-Ukrayna Savaşının yarattığı ortamdan yararlanarak Tayvan’da kriz çıkarması, Çin-ABD ilişkilerinin kesilmesine yol açar.
-Çin, uluslararası ortamda sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi kurulmasını desteklemektedir, BM Güvenlik Konseyi’nin yapısı sorunları çözememektedir. Bu durum, BM’nin statüsünün yeniden gözden geçirilmesini gerektirmektedir.
-Yaşanan sorun, her iki ülkenin -Rusya ve Ukrayna- güvenlik endişelerini dikkate alacak bir çözüm ile mümkün olabilir. ABD, sorunun çözümünde sorumluluk üstlenmelidir, Çin buna hazırdır.
-ABD ve NATO, Rusya-Ukrayna savaşının gerçek nedenini anlamalı ve her iki ülke ile görüşmelidir. Bu savaştan sadece Rusya sorumlu tutulamaz. NATO’nun doğuya doğru genişlemesi ve ABD’nin Rusya’yı çevreleme politikası, devam etmektedir. 
-Bu savaş, Soğuk Savaş dönemindeki gibi küresel ve bölgesel düzeyde ülkeleri bloklara ayırmamalıdır. ABD, Asya-Pasifik’teki müttefikleri ile bölgedeki ülkeleri gruplaştırmaya ve Çin’i sınırlamaya çalışmaktadır. Bu kapsamda Eylül 2021’de oluşturulan Avustralya, İngiltere ve ABD’den oluşan güvenlik paktı (The AUKUS Pact) Çin’i rahatsız etmektedir.
-Rusya ve Ukrayna liderleri, sorunun çözümüne yönelik siyasi irade göstermelidir.
-Çin, ayrım göstermeden Rusya’ya uygulanacak yaptırımları desteklememektedir. Uluslararası ekonomi ve ticaret zarar görmemelidir. 

Çin, Kırım’ın ilhakından sonra, Batı’nın yaptırımları nedeniyle gelişen Rusya-Çin yakınlaşmasını dikkate alarak, Rusya’yı kaybetmek istememektedir. Öte yandan Çin, Avrupa ve ABD ile geliştirdiği ticaretde ulaşılan boyutu göz önünde bulundurarak, Batı ile ilişkilerini de dengeli biçimde yürütmeye çalışmakta, Batı’yı karşısına almaktan kaçınmaktadır. 2021 itibarıyla, Avrupa’nın Çin’den ithalatı 472.2 milyar euro, Çin’e ihracatı, 223.3 milyar eurodur (Eurostat, 2022).  Çin-ABD ticaret hacmi ise, 2020 itibarıyla 615.2 milyar dolara ulaşmıştır. Çin’in ABD’ye ihracatı 450.4 milyar dolar, ABD’den ithalatı ise, 164.9 milyar dolar tutarındadır (Office of the USA Trade Representative, 2022).

Küresel düzeyde ekonomik olarak karşılıklı bağımlılığın arttığı bir ortamda, gücünün farkında olan Çin, soğukkanlı bir biçimde gelişmeleri izlemekte ve taleplerini/beklentilerini, kararlılıkla ortaya koymaktadır. Batı’nın Rusya’ya uygulayacağı yaptırımlar, bütçesi önemli oranda petrol ve doğal gaz ihracatına bağlı olan bu ülkeyi, ekonomik büyümesini sürdürebilmek için enerjiye ihtiyacı olan Çin’le doğal müttefik haline getirmektedir. Çin ve Rusya’nın sınır komşusu olmaları, ilişkilerini daha da güçlendirecek, Rusya-Ukrayna Savaşının uzun vadede kazananı Çin olacak gibi görünmektedir. Asya-Pasifik bölgesi, önümüzdeki dönemde, uluslararası ilişkiler bağlamında daha fazla yoğunlaşılması gereken bir bölge olarak öne çıkmaktadır.


KAYNAKÇA

Pekcan, C. (2019). Çin Dış Politikası ve ABD ile İlişkiler. Bursa Dora.

Desheng, Cao. (2022). Xi: Conflicts, confrontations serve nobody’s interests.

Office of The USA Trade Representative. U.S.-China Trade Facts

Eurostat. (2022). China-EU – international trade in goods statistics.

5 yorum

  1. 1971’lere kadar Çin’i BM’de temsil eden Tayvan, ki ABD’nin her zaman yakın desteğini almıştır; çıkarlar söz konusu olduğunda gözden çıkarıldı. Bu tarihi örnekten iyi bir ders çıkarılmalıdır. Ayrıca; AB ve ABD’nin Çin’den dış alımlarının ona yaptıkları dışsatıma göre çok daha fazla olması, bir anlamda Çin açısından da duyarlılık yaratmaktadır. Çin’den yapılacak alımların azaltılması, ekonomi ve iç istikrar kapsamında bu ülkeyi de olumsuz etkileyecektir.
    Çalışmanızdan istifade ettim, çok teşekkürler.

  2. Çin’in taraf olması bu savaşta ne değiştirir bilemiyorum, belki taktik olarak bu görüşüm doğrulanabilir, genel anlamda BM beşlisi olması elbette alınacak kararlarda etkili olacaktır. Bununla birlikte bu savaşın ekonomik yönü ve bu yönde baskılara Çin hiç bulaşmaz görüşündeyim bilakis bu durumdan oldukça yararlı çıkmanın hesabı İle Türkiye gibi “iki sevdiğimiz ülke” modunda bir siyaset izleyeceğini tahmin ediyorum, selam ve sevgiler…

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*