Uluslararası İlişkilerin Anarşik Yapısı: Rusya-Ukrayna Savaşı Örneği

Avrupa’daki devletler, 1648 tarihli Vestfalya barışı ile uluslararası ilişkilerde, egemen eşit birimler olarak kabul edilmişlerdir. Uluslararası toplum tarafından Vestfalya barışından 297 yıl sonra, 1945’de, küresel bir uluslararası örgüt olarak kurulan Birleşmiş Milletlerin (BM) statüsünde de devletlerin egemen eşit birimler olduğu teyit edilmiş; böylece, devletlerin, egemenliklerinden kaynaklanan yetkilerini kullanarak uluslararası ilişkilerini bağımsız olarak düzenlemeleri olanaklı kılınmıştır. 

BM statüsünde uluslararası barış ve güvenliğin korunması sorumluluğu BM Güvenlik Konseyi’ne bırakılarak, meşru müdafaa hakkı ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına katılım dışında, uyuşmazlıklarda güç kullanmak ve güç kullanma tehdidinde bulunmak yasaklanmıştır. BM Güvenlik Konseyi, 5 daimi ve belirli dönemler için BM Genel Kurulu tarafından seçilen 10 geçici üye olmak üzere 15 devletten oluşmaktadır. Alınacak kararları veto yetkisine sahip daimi üyeler, alfabetik sıraya göre, Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa, İngiltere ve Rusya Federasyonudur. 

Bir devletin, ülkesi içinde kurduğu düzenle uluslararası toplum tarafından uluslararası alanda oluşturulan düzen arasında farklılıklar bulunmaktadır. Devlet; egemenliğinden kaynaklanan otorite ile ülke içinde şiddet kullanma tekelini elinde bulundurmakta, mevcut düzeni korumaya yönelik yasalar çıkarmakta, kolluk güçleri, yargı ve adalet teşkilatı ile yasalara uyulmasını sağlamakta ve gerektiğinde yasalara uymayanları cezalandırabilmektedir. Ülke içindeki durumdan farklı olarak, uluslararası ortamda devletlere, uyguladıkları politikalardan dolayı güç uygulayabilecek üstün bir otorite bulunmamaktadır. Devletler; ilişkilerini, dost/düşman, güç, güven/güvensizlik, kendi kendine yeterli olma ve savaş kavramları ekseninde yürütmektedir. Bu durum, bir devletin ülkesi içinde hiyerarşik, uluslararası ortamda ise, anarşik yapının olduğunu ifade etmektedir. Bu çalışmada, Rusya ve Ukrayna arasında cereyan eden savaş, uluslararası ilişkilerin anarşik yapısı bağlamında ele alınacaktır. 

Ukrayna, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) dağılmasının ardından 1991’de bağımsızlığını elde etmiştir. Batılıların desteğiyle Rusya yanlısı devlet başkanı Viktor Yanukoviç’in bir darbe ile görevden uzaklaştırılması ve ardından Yanukoviç’in 22 Şubat 2014’de ülkeyi terk etmesi, Ukrayna’da, NATO ve AB yanlılarının güç kazanmasına yol açmış; Rusya, Ukrayna’daki bu gelişmelere aynı yıl içinde Ukrayna’ya ait Kırım’ı ilhak ederek karşılık vermiştir. İlhaka giden süreçte Kırım yarımadasında konuşlu Rus üssünde görev yapan askerler, Yanukoviç’in görevden uzaklaştırılması sonrasında yarımadanın farklı bölgelerinde görünmeye başlamışlar, üzerlerinde rütbe ve işaret bulunmayan silahlı kişiler, kamu binalarını kontrol altına almışlardır. Bu gelişmelerin devamında, Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu 6 Mart 2014 tarihinde Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasına yönelik referandum kararı almış, 16 Mart 2014 tarihinde, referandumdan, Kırım’ın Rusya’ya bağlanması kararı çıktığı açıklanmıştır. Bunun üzerine Rusya devlet başkanı Vladimir Putin, 21 Mart 2014’de Kırım ve Sivastopol’un Rusya’ya bağlanması ve yeni federal bölgeler oluşturulmasına ilişkin yasayı imzalamıştır. 

Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte bağımsızlığını elde eden, önceden SSCB’nin bir parçası olan devletler (Estonya, Letonya, Litvanya) ile eski Doğu Bloku üyesi olan Polonya, Çekoslovakya (sonrasında Çek Cumhuriyeti ve Slovakya), Macaristan, Bulgaristan, Romanya, benzer bir süreç izleyerek AB üyeliğini elde etmişlerdir. Aynı durum, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyetinin dağılması sonrasında bağımsızlığını elde eden Slovenya ve Hırvatistan için de geçerlidir. Bu ülkeler, öncelikle, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına  (AGİT) katılmışlar, sonrasında NATO ve devamında da AB üyesi yapılmışlardır. Arnavutluk ve Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyetinin dağılması sonrasında bağımsızlığını elde eden ülkelerden Karadağ ve Kuzey Makedonya ise halen NATO üyesidir. 

Rusya, Putin’in devlet başkanlığına gelmesinden itibaren, 2000’den bu yana, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, uluslararası ilişkilerde etkin bir aktör olarak saygı görmeyi önceleyen politika izlerken, SSCB’nin dağılması sonrasında bağımsızlığını elde eden ülkelerin egemenliklerini göz ardı eden bir tutum sergilemektedir. Rusya, güvenlik endişelerini ileri sürerek, NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesine ve Ukrayna’nın NATO üyeliğine karşı çıkmaktadır. İzlediği politikadaki kararlılığını, 24 Şubat 2022 tarihinden itibaren Ukrayna’nın doğusundaki Rus asıllıların yoğun olarak yaşadıkları Donbas bölgesine özel bir askeri operasyon başlatarak gösteren Rusya, kısa zaman içinde, Donbas’taki harekâta Belarus topraklarını da kullanarak Ukrayna’nın kuzeyini ve güneyini dâhil etmiştir.

Rusya’nın Ukrayna’da güç kullanarak gerçekleştirdiği harekât, uluslararası ilişkilerin anarşik yapısını bir kez daha tartışmaya açmıştır. Ukrayna’nın NATO’ya üye olması halinde NATO’nun Karadeniz’de daha da güçleneceğini öngören Rusya, NATO’nun Soğuk Savaşın sona ermesinden bu yana Rusya’yı çevreleme ve doğuya doğru genişleme politikasından vazgeçmeyeceğini not ederek, Ukrayna’nın NATO’ya üyelik talebini engellemek maksadıyla, uluslararası hukuktan kaynaklanan sorumluluklarını bir kenara bırakarak, bu ülkeye silahlı müdahale etmekten çekinmemiştir. BM ise, Güvenlik Konseyinin daimi üyesi olan Rusya’nın kuvvet kullanmasını önleyememiş, bu ve benzer durumlarda başvurabileceği bir güce sahip olmadığından, yaşanan krizde bir kez daha yetersiz kalmıştır. Sonuç olarak, ulusal güç unsurları sınırlı olan Ukrayna, maruz kaldığı Rus baskısına, Batı’dan sağladığı muhtelif harp silah ve teçhizatı ile gönüllü savaşçılardan oluşan sınırlı düzeyde destekle birlikte sahada karşılık vermeye çalışırken, Avrupa’da, II. Dünya Savaşından sonra en büyük göç hareketliliğinin yaşandığı bir ülke haline gelmiştir. 

Rusya-Ukrayna Savaşı, bu haliyle, 1945’de kurulan uluslararası düzenin yıkıldığı, uluslararası ilişkilerin anarşik yapısı içinde, ulusal çıkarı korumaya yönelik ulusal güç ve uluslararası hukuk karşılaşmasının yaşandığı bir yeni örnek olarak, dünya siyasi tarihinde yerini almış görünmektedir. İnsanlığın, daha etkin bir uluslararası düzen kurmada başarılı olup olamayacağı, gelecekte yanıtlanabilecek bir soru olarak belirsizliğini korumaya devam etmektedir.

2 yorum

  1. Güzel bir görüş açısı…Çıkardığım sonuç; emperyalist amaçlar olmazsa, söz konusu anarşik yapının denetlenmesi, kolay olabilir..Peki , o tür amaçları nasıl engellemeliyiz?

  2. Anarşik yapı İle ülkelerin ana meselelerinden uzaklaştırarak çıkar elde etme gayretleri yeni değil elbette ama bunu siyaset olarak devam ettiren süper güç olabildiğince bu tür durumları ülkelerde çıkararak kaynaklarını ele geçirmekte ve kendine bağımlı hale getirmektedir. Dolayısyla bu emperyalist güçlerin işlerine geldiği sürece bu anarşi ortamı devam edecektir asıl olan ise bu bağlamda İNSAN faktörü nerededir?

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*